Yayınlar RSS | Email | Toplam : 4951 Üye

www.gelisimplatformu.org 

Değişen Türkiye'de STK'lar ve GP

Makale : Değişen Türkiye'de STK'lar

Puan Verin

 

Sivil Toplum Kavramı

 

Sivil toplum kavramı ve sivil toplum kuruluşları (STK) son dönem Türk düşünce ve siyaset dünyasındaçok sık atıf yapılan kavramlardandır.

 

Siyaset bilimci Ömer Çaha sivil toplumu; demokratik bir yapılanmayı, toplumsal katılım temeline oturtacak, toplumsal farklılaşmayı sağlayacak, yaygın sosyal örgütlenmelerin yolunu açacak, temel hak ve yükümlülükleri yaygınlaştıracak bir araç olarak görmekte ve sivil toplumu “devletin şekillendirmediği, kendi inisiyatif ve renkliliğine terk ettiği devlet dışı bir alanı ifade etmekle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda aktif ve örgütlü siyasal katılım ve politizasyon sürecini de ifade etmektedir”(1) şeklinde tanımlamaktadır. Ali Yaşar Sarıbay ise sivil toplumu, bireyin devlet yada müesses nizam karşısında kendini koruması ve geliştirmesine yönelik organizasyonel bir faaliyet alanı olarak tanımlar(2). Ömer Dinçer ise kendisi ile yapılan bir söyleşide sivil toplumu, sivil ve askeri bürokrasinin (devletin) dışında kalan toplumu oluşturan fertler ve fertlerin oluşturdukları örgütlerin alanı olarak tanımlar(3). Aytekin Yılmaz’a göre ise sivil toplum; “devletin ve devlet otoritesinin dışındaki ekonomik ve toplumsal alanı nitelemek için kullanılan ve kendi ilke ve kurallarına göre işleyen, otorite alanı dışında kendi kendini düzenleyen özerk alanları ifade etmektedir”(4).

 

STK, belirli amaçları gerçekleştirmek, belirli konularda kamuoyunu  aydınlatmak veya yönlendirmek için çalışan ve gönüllülük esasıyla hareket eden kuruluşlardır (5).  STK, “Non Governmental Organisation” (NGO), “Hükümet Dışı Kuruluşlar”, “Üçüncü Sektör Kuruluşları”, “Gönüllü Kuruluşlar” olarak değişik isimlerle de ifade edilmektedir(6).

 

Bir kuruluşun, STK sayılabilmesi için dört özelliğe sahip olması gerekmektedir(7):

- Gönüllülük esası olması ve yapılan faaliyetin özel alandan fedakârlık yapılmasına dayandırılan bir faaliyet olması gerekmektedir,

- Sivil toplum kuruluşlarının nihai amacının, topluma bir şey sunmak, toplumsal iyiye katkıda bulunmak olması gerekmektedir.

- Sivil toplum kuruluşlarında, hiyerarşik ilişkilerin yerine, yatay ilişkilerin ön plana çıkarılması gerekmektedir.

-  Sivil toplum kuruluşlarının, açık ve belli bir konuda uzmanlaşmış olmaları gerekmektedir.

 

Sivil Toplum Kuruluşlarının Önemi

 

 

STK’lar siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan toplumda birçok faydalı işlevler yüklenmiştir.

 

Avrupa’da demokratikleşme talepleri içinde canlanan sivil toplum kavramı, toplumun despotik devletten bağımsız bir yaşamı olabileceğini simgeler. Sivil toplum, devletten bağımsız, hatta devlete karşı bir yaşam alanını tanımlar. Diğer bir anlatımla sivil toplum, bireysel hak ve özgürlüklerin kazanımı mücadelesinin, totaliter, despotik devletten demokrasiye geçişin anahtarı olarak kabul edilebilir (8).

 

Sivil toplum kuruluşları, siyasi açıdan merkezi otoritenin parçalanmasını sağlamakta, despotizme karşı baskı grubu rolü üstlenmektedir.  Demokrasinin müzakereci zeminini STK’lar üstlenmekte, toplumda çoğulculuğu kolaylaştırmaktadır. Sosyal açıdan ise STK’lar kentsel yaşama uyumu kolaylaştırmakta ve kent sorunlarına çözüm yeri olabilmektedir. Ekonomik açıdan STK’lar yerel kalkınmayı tetikleyecek projeler üretebilmekte, istihdamı artırıcı eğitim programları  tertip edebilmektedir. Çevre, tüketici hakları, yoksulluk, sağlık, insan hakları vs. birçok konuda STK’lar  faaliyet göstermektedir.

 

Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşları

 

 

Yazımızın başlığında da işaret ettiğimiz gibi Türkiye önemli bir değişiklikten geçmektedir. Adeta Türkiye zembereğinden boşalmış gibi bütün bir coşkusuyla 2023’e doğru koşmaktadır. Dahası uzun tarih çizgisinde eşine az rastlanır bir şekilde içinden geçtiğimiz şu zaman aralığında bütün aktörler Türkiye lehine durmaktadır.

 

1946 yılında çok partili hayata geçişin ilk adımları atılmış ve sivil toplum kuruluşlarının örgütlenmelerine imkân sağlanmaya başlanmıştır. Öyle ki, 1946’da 733 olan dernek sayısı 1960’da 18.958’e çıkmıştır(9).

 

Türkiye’de sivil toplum bilinci yenidir, özellikle 1980 sonrası dönemde gelişen sivil toplum kuruluşları; vakıf, dernek tüzel kişilikleri altında yasal konumda faaliyet göstermektedir. Bu dönemde, Türkiye’de piyasa ekonomisinin ön plana çıkarılması ile birlikte, özel kesim üzerinde bürokratik kontrol ve işlemler azaltılmış, bütün bunlar da sivil toplumun canlanmasına yol açmıştır (10). Ayrıca, küreselleşmenin etkisiyle ve uluslar arası gelişmelere paralel olarak sivil toplum kavramı giderek önem kazanmıştır.

 

İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı verilerine göre ülkemizde 2011 yılı itibarıyla 87.640 faal dernek sayısı bulunmaktadır. Ülkemizde sivil toplum kuruluşları denilince ilk akla gelen derneklerdir. Ancak derneklerin yanı sıra vakıfları, meslek odalarını, sendikaları, sivil inisiyatifleri de sivil toplum kuruluşu olarak hatırlamamız gerekir.

 

Ancak yine de ülkemizde sivil toplum kuruluşlarının nicelik ve nitelik itibarıyla gelişmiş ülkelerin standartlarından uzak olduğunu söyleyebiliriz. Ankara Ticaret Odasının “AB Kapısında Sivil Toplum Dosyası” adlı hazırladığı rapora göre, Türkiye’de 80.757 dernek faaliyet göstermektedir. Buna göre, Türkiye’de her 866 kişiye 1 dernek düşmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinde ise kişi başına düşen dernek sayısı daha fazladır. Almanya’da 2 milyon 100 bin, Fransa’da ise 1 milyon 470 bin dernek faaliyet göstermektedir. Buna göre, Almanya ve Fransa’da her 40 kişiye bir dernek düşmektedir. Türkiye’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının üye sayıları çoğunlukla 10 ile 100 arasında değişmektedir. Üye sayıları bazen daha da düşmektedir. Bazı Avrupa ülkelerinde dernek sayıları Türkiye’den daha az olmasına karşın, üye sayıları binlerle hatta milyonlarla ifade edilmektedir (11).

 

Gelişim Platformu Derneğinin Misyonu

 

 

Biliyoruz ki okul hepimiz için çok önemlidir. Fakat okul hayatı anlamlandırmada, hakikati kucaklamada tek başına yeterli değildir. Okul müfredatını, hayatı saracak  yegane bir güç olarak görmek bizi hayal kırıklığına götürür. Hatta epistemolojide bilimsel anarşistlerden Feyerabend’e göre;  bilim pek çok ideolojiden yalnızca biridir ve din devletten nasıl ayrıysa bilim de devletten öyle ayrılmalıdır (12). Ivan Illich ise, “şenlikli toplum”unda okulların, öğrenme alanında radikal tekeli ele geçirdiklerini ve bu tekelin dışında kalanların resmi olarak ‘eğitimsiz’ olarak damgalandıklarını iddia eder (13).

 

Catherine Baker “zorunlu eğitime hayır” isimli eserinde okula ilişkin şunları söyler(14): “Her yerde dünyanın bütün enlem ve boylamlarında okullar aynı kuralları uyguluyorlar:önce seni yaşıtlarınla birlikte bir sürüye sokuyorlar, sonra da birisini dinlemek zorunda bırakıyorlar,oysa bu insanı sen seçmedin,, o da seni seçme hakkına sahip değildi;bu insana, çeşitli yollarla senin kafana bir şeyler sokması için para veriyor;senin kafana nelerin sokulacağına da devletler karar veriyor, aynı devlet diplomalara bakarak sana toplum içinde vereceği yeri saptıyor. Üstelik seni zaman ve mekan bakımından sınırlıyorlar.”

 

Evet, okulun, müfredata sıkıştırılmış, daraltılmış, süzülmüş bilginin yanında da bir şeyler, bir yerler olmalı. Bu yer eğer içerisinde Ölü Ozanlar Derneği’nin edebiyat öğretmeni John Keating olacaksa mağarada olabilir. Üniversiteyi bitirdikten sonra kağıt tutkum artmış, artık okuyan kadavra topluluğuna intisap etmiştim. Ve o günden bu yana hep hayalini kurardım…Okulda hiç yanına varmadığımız kitapları, konuları konuşacağımız irfan derneğinin hayalini kurardım. İrfan derneğinde yeri gelecek Cengiz Özkan’ın bağlamasını dert edinecektik yeri gelecek Dosto’yu, Sartre’yi teselli edecektik, kimi zaman zamanın ruhuna uygun düşecek bilgi toplumu, dış ticaret gibi konulardan dem vuracaktık…Hani üstad Cemil Meriç insanların kıyıcılığından kaçıp, kitaplara sığınmıştı ya…Biz de okulun, müfredatın kıyıcılığından kaçıp, irfan derneğine sığınacaktık…Artık  “devlet dersinde öldürülmeyecektik”(Ece Ayhan’a selam olsun)…

 

Buraya kadar okula olan galiz tutumumdan bilgi, bilim düşmanı olduğum anlaşılmasın lütfen…Elhak ben de herkes gibi doğrunun peşindeyim…Fakat bunun yanı sıra biliyorum ki “doğru, insan yaşamını yönlendiren pek çok düşünceden yalnızca biridir. ‘Özgürlük’, ‘zihinsel bağımsızlık’ gibi insan yaşamını yönlendiren başka düşünceler de var. Özgürlük doğru ile çatıştığında kişi bir seçimde bulunabilir. Özgürlükten vazgeçebilir. Ama doğrudan da vazgeçebilir”(15).

 

Demek istediğim o ki okul yahut bilim hayatın biricik kılavuzu olamaz… Kaldı ki Popper’a göre; hiçbir bilgi kesin değildir, insanın tüm bilgisi kestirimseldir, varsayımsaldır. Yine Popper’dan hatırladığımız şu ki bilimsellik ölçütü yanlışlanabilirliliktir.

 

Sanıyorum ki bilimin gelişebilmesi neş ü neva bulabilmesi ‘açık toplumu’ gerektirir. Mal ve hizmetlerin nasıl bir pazarı var ise fikirlerin de bir pazarı olmalı. Ki çürük fikirler o pazarda ifşa olsun, gizemli örtüsünü üzerinden kaldırsın ve aydınlığa çıksın. Ziya Paşanın dediği üzere fikirler çarpışsın ki hakikat güneşi doğsun.Üstelik “muhalif fikirlerle yüz yüze gelmek, insanı, kendi fikirlerini ve bakış açısını netleştirmeye, bilgilerini daha kullanışlı bir şekilde tasnif etmeye zorlar” (16).

 

Ben sivil toplum kuruluşlarını, bireylerin resmi okul müfredatının dışına çıkma arzusunu yerine getirdikleri ve endoktrinasyona karşı hür fikri üretebilecekleri platformlar olarak  görüyorum.

Gelişim Platformu Derneği’nin ismini duyduğumda web sayfasını ziyaret ederek  onun hakkında bilgi edindim…Ve orada gördüm ki bir dönem hayalini kurduğum müfredatın dışında şeyler söyleyecek irfan derneğine kardeş bir organizasyon olarak Gelişim Platformu Derneği ‘zamanın ruhu’na uygun faaliyetler yapıyor…Örneğin;  dış ticaret, stratejik planlama, entellektüel gelişim gibi birçok konuda eğitim kursları, seminerler veriyor ve dahası pek çok değerli girişimci, entelektüeller ile söyleşiler tertip ediyor...Gelişim Platformu Derneği, “sürekli öğrenme” ilkesi çerçevesinde üyesi olan meslek sahiplerinin kariyer gelişimlerine katkıda bulunmak amacıyla; eğitim, seminer , söyleşi, panel, workshop ve sosyal aktivite programları düzenliyor ve bununla birlikte  üniversiteden yeni  mezun  olmuşlara meslek edinmelerini kolaylaştıran hizmetler sunuyor.

Gelişim Platformu Derneği, bu hizmetlerin yanında üyelerine “sinektik bakış açısı” kazandırmaya dönük faaliyetlerde de bulunuyor.  Üyelerinin kültürel birikimlerine katkıda bulunacak ve hayata farklı pencerelerden bakmalarını sağlayacak bu aktivitelerden bazıları şu şekilde: Problem Çözme ve Karar Verme,Müzakere Becerileri,Gitar Kursu,Takım Çalışması ve Ekip Oluşturma,Pratik Rusça,İspanyolca,Entelektüel Gelişim,Düşün Konuş ve Dinle,Fotoğrafçılık,Girişimcilik vs.

Gelişim Platformu Derneği faaliyetlerini bünyesinde bulundurduğu topluluklar vasıtasıyla yürütmektedir. Uzman Topluluklar ise şunlardan oluşmaktadır:
Bilgi ve İletişim Teknolojileri Topluluğu, Stratejik Yönetim ve Finans Topluluğu, Endüstri Toplululuğu, Dış Ticaret Topluluğu, Satış vePazarlama Topluluğu,Yapı Topluluğu,İnsan Kaynakları Topluluğu,İletişim Topluluğu,Hukuk Topluluğu.

İnanıyorum ki Gelişim Platformu Derneği yaptığı faaliyetler ile ‘düşüncenin motoru’ olacak, ve neticesinde bu dernek açık toplumda faaliyet gösteren birbirinden farklı birçok sivil toplum kuruluşu içerisinde kendine seçkin bir yer edinecektir.

 

 

  • ÇAHA, Ömer, “Liberal ve Sosyalist Ülkelerde Sivil toplum”, Liberal Düşünce Dergisi, 16. Sayı.
  • SARIBAY, A.Yaşar, Posmodernite, Sivil Toplum ve İslam, İletişim Yayınları, İstanbul, sf.140,1995.
  • DİNÇER, Ömer, “Sivil Toplum Yerel Hizmetler İlişkisi Üzerine”, İlim ve Sanat Dergisi, Sayı 46-47, 1997.
  • YILMAZ, Aytekin, Sivil Toplum, Demokrasi ve Türkiye”, Yeni Türkiye: Sivil Toplum Özel Sayısı, Sayı 18, 1997.
  • ARSLAN, Osman, Kuramsal ve Tarihsel Aşamalarıyla Sivil Toplum ve Türkiye Gerçeği, Bayrak Yayıncılık, sf. 118, 2001.
  •  GÖNEL, A., Önde Gelen STK’lar, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayını, İstanbul, sf.1,1998.
  •  ÇAĞLAR, Selda,“Sivil Toplum Örgütlerinin Siyasal İktidar Üzerindeki Etkisi”, sf. 146,2001.
  • KEYMAN, E. Fuat,“Avrupa’da ve Türkiye’de Sivil Toplum”, 2005.
  • DUMAN, Fatih, “Sivil Toplum”, Türköne, Mümtaz’er (Ed.), Siyaset, Lotus Yayınevi, İstanbul,2003.
  • TOSUN, Gülgün Erdoğan, Sivil Toplum, Acar, Muhittin, Hüseyin Özgür (Ed.) Çağdaş Kamu Yönetimi-I, Nobel Yayınevi, Ankara,2003.
  • ATO Yayını, AB Kapısında Sivil Toplum, sf. 2,2004.
  • FEYERABEND, Paul, özgür bir toplumda bilim, ayrıntı yayınları, sf. 140, 1999.
  • ILLICH, Ivan, Okulsuz (şenlikli) Toplum, Ayrıntı Yayınları,sf. 60, 1989.
  •  BAKER, Catherine, Zorunlu Eğitime Hayır, Ayrıntı Yayınları,sf. 23,1995.
  • GÜZEL, Cemal, Bir bilgi anarşisti:feyereband, sf. 26, bilim ve sanat yayınları,1996.
  •  LOWRY, N., JOHNSON D. W. (1981). "Effects of controversy on epistemic curiosity, achievement and attitudes", Journal of Social Psychology, 115, 31-43.

 

 

 

Rasim AKPINAR

1978 Ankara doğumlu olan Rasim AKPINAR, 2000 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü bitirdikten sonra, 2006-2008 döneminde Amerika Birleşik Devletlerinde Boston Üniversitesi Finansal İktisat bölümünde yüksek lisans yaptı. 2011 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi alanında doktora derslerini tamamlamış olup, halen “Yerel Yönetimlerde Stratejik Planlamanın Başarısını Etkileyen Faktörler: İzmir Örneği” isimli doktora tezi çalışmasına devam etmektedir.

 

Çalışma hayatına, 2000 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığında Planlama Uzman Yardımcısı olarak başladı. 2006 yılında “Yerel Kalkınma ve Kurumsal Yapı: Kalkınma Ajansları” isimli uzmanlık tezi ile yeterliliğini verip, üçlü kararname ile Resmi Gazetede yayımlanarak DPT planlama uzmanlığına atandı. 2009 yılında İzmir’de 9 ay İzmir Kalkınma Ajansının DPT Koordinatörlüğü görevini yürüttü. 2011 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğüne İl Müdür Yardımcısı olarak atandı. Bununla birlikte Rasim AKPINAR, İzmir Katip Çelebi Üniversitesine danışmanlık görevini de sürdürmektedir.

 

Kamu yönetimi, bölgesel kalkınma, stratejik planlama, siyaset bilimi gibi konulara yönelik makale ve yurtdışı çalışması bulunan Rasim AKPINAR, ATAUM Avrupa Birliği Temel Eğitim programı, Kamu Yatırımlarında Süreç, AB Proje Planlama ve Döngü Yönetimi Kursu, Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Kursu gibi çeşitli konularda sertifika programlarına da katılmıştır. 2010 Aralık KPDS puanı 91 olup, İyi derecede İngilizce bilmektedir

 

Sn. Rasim AKPINAR Stratejik Yönetim ve Finans Topluluğu Fahri üyesidir.

1
Yorum
  1. Gravatar
    GÖKMEN UZAY, 28.04.2011

    Gelişim Platformu nun Türkiyede topluma faydalılık adına derneklere karşı ön yargıyı yıkabilecek ölçekte örnek alınabilecek bir sistemi var.

Siz de düşüncelerinizi yazınız
Yorum yazmak için üye olmanız gerekmektedir.
 

    

Üye Olmak İstiyorum