Yayınlar RSS | Email | Toplam : 4951 Üye

www.gelisimplatformu.org 

Girişimcilik Kavramı

Makale : Girişimcilik Kavramı Ve Rasyonelleşen Türkiye

Puan Verin

GİRİŞİMCİLİK KAVRAMI VE RASYONELLEŞEN TÜRKİYE

 

 

Girişimcilik (entrepreneurship) kavramının bugünkü anlamda kullanılması, kapitalist üretim tarzının egemen hale gelmesiyle ilişkilidir. Zaten kavramın iktisat literatürüne girişi de, 19. ve 20.yüzyıllarda baslar. Kavramı ekonomiye, Fransız ekonomist Cantillon kazandırmıştır. J.Babtiste Say ile de bu kavram bugün kullandığımız anlama kavuşmuştur. Say'a göre girişimci kavramı, bütün üretim faktörlerini bir araya getirerek kıymetli olduğu sanılan bir malı üreten ve elde edeceği kâr için riski göze alan kişidir. Say'ın girişimci tanımı, risk üstlenme ile yöneticilik kabiliyetinin her ikisine birden sahip olma esasına dayanmaktadır (1).

 

Girişimcilik teorisine önemli katkılarda bulunan Hisrich ve Peters (2)’e göre de girişimci; emek, hammadde ve diğer varlıkları daha büyük değer/imkân yaratacak şekilde bir araya getiren kişidir.

 

 

Şunu ifade etmeliyiz ki; piyasa ekonomisinin tarihi, bir manada girişimcilik kavramının da tarihidir. Çünkü piyasanın sürükleyici, itici gücü girişimcilerdir. Nitekim katı/merkezi/ sosyalist planlama yahut faşizm deneyimlerinde bireyin, girişimcinin gücü reddedilerek serbest piyasa karşıtı birtakım alternatif modeller ikame edilmeye çalışılmıştır. Fakat söz konusu bu modeller, büyük hikâyelerini/projelerini yerine getirememiş, tersine mal ve hizmet üretiminde kaynak israfına sebep olmuş neticesinde büyük bir hayal kırıklığına dönüşmüşlerdir.

 

Son tahlilde günümüz ekonomisi rekabet temelli, ağırlıklı olarak ar-ge, yenilik, teknoloji paradigmalarına kaymış ve bu gerçek girişimcinin önemini daha da artırmıştır.

 

Bunlara ilaveten günümüzde girişimcilik kavramı daha çok risk alma, yenilikleri yakalama, fırsatları değerlendirme ve tüm bunların hayata geçirilme süreci olarak anlamlandırılmaya başlanmıştır. Sonuç olarak girişimcilik yeni düşüncelere ve yenilikle açık ve gelecekte olabilecek değişimleri öngörebilecek kapasitede kişilerin vizyonuyla şekillenir. Girişimci belirsizlik altında karar alabilen, kararlı ve azimli, güçlü sezgi sahibi, iyi gözlemci, hayal gücü yüksek, kaynaklara ulaşabilecek ilişkiler ağına sahip, çok yönlü düşünebilen, ikna gücüne sahip olan, bağımsız düşünebilen, esnek, yaratıcı, kendine güvenen bir kişilik olarak şekillenmektedir (3).

 

Girişimcilik kavramı, sosyolojik bir hakikat olarak içtimai yapının dönüşmesinde ve kapalı/durağan toplumların kabuk değiştirmesinde son derece önemlidir. Faaliyetleri ile girişimciler sadece ekonomik bir büyümeye yol açmakla kalmazlar dahası içtimai, kültürel ve siyasi vizyonlarıyla  topluma yön verirler. Bu minvalde girişimciliğin, içtimai yaşam, siyasal dönüşüm ve yeni bir toplum inşası için de operasyonel bir değer taşıdığını iddia edebiliriz.

 

Nazif Gürdoğan’a (4) göre; “hukukun üstünlüğüne dayanan ve değerlerle yoğrulan ekonomi, rant peşinde koşan fırsatçıların değil, üretim derdinde olan girişimcilerin ekonomisidir. Fransızların ‘Adam Smith’i olarak bilinen Jean Baptiste Say’ın gözünde girişimciler, ekonominin kaynaklarını verimsiz üretim alanlarından, verimli üretim alanlarına yönlendirmesini başaranlardır. Harvard profesörü Joseph Schumpeter de girişimcileri ekonomik hayatın merkezine yerleştirir.”

 

Girişimcilik kavramı ekseninde dönen bu makalede sosyolog Prens Sabahattin’i anmak gerekir. Sabahattin, önderliğini yaptığı Meslek-i İçtima akımı ile II. Meşrutiyet döneminin diğer aydınları ve fikir akımları gibi “bu ülke nasıl kurtulur?” sorusuna cevap aramış ve ortaya koyduğu belli prensipler çerçevesinde bunun cevabını vermeye çalışmıştır.

 

Sabahattin'in görüşünde ana nokta iki toplum tipinin belirlenmesidir. Bunlar kamucu, iştiraki (communauties) ve bireyci, ferdi (paticularist) toplum tipleridir. Birinci tip toplumda kişi değil aile, kabile klan ya da devlet gibi zümreler üstünlüktedir. Bu tür topluluklar her şeyi devlet kapısından bekleyen, müstehlik ve sorumsuz, kendi kendini idare edemeyen fertlerden oluşmaktadır. Böyle bir topluluğun insanlarının hürriyetleri kendilerine gayet dar bir hareket alanı bırakıldığı için çok azdır. Merkezi iktidar, ferdi hürriyet alanını dilediği şekilde kısar, fertleri baskı altında tutar. İkinci tip toplumda ise sosyal yapının temeli ferttir ve ferdi gayretlerdir. Hususi hayatın temeli şahsi teşebbüstür. Hususi hayat umumi hayata hâkimdir. Merkezi otorite sınırlanmış veya parçalanmıştır. Kuvvetler ayrılığı, mahalli idare veya ademi merkeziyet gibi siyaset prensipleri, toplum hayatının dayandığı temeller haline gelmiştir. Fert geniş bir hürriyet alanına sahiptir. Kısaca aktif bir vatandaş olan fert, sosyal yapının mimarıdır (5).

 

 

 

Türk toplumu da bu çerçevede daha çok kolektivist ya da kamucu bir toplum görüntüsü vermektedir. Yakın zamanlardaki değişmeleri dışarıda tutacak olursak, Türk toplumu genelde, cemaat bağlılığı yüksek, bireyciliğin gelişmediği, kişisel inisiyatif ve girişimci değer ve faaliyetlerin zayıf olduğu bir sosyal dokuya sahiptir. Bu toplum daha çok bürokratik daha doğrusu memur toplumunun karakteristiklerine yatkınlık gösterir. Girişimci güdüler ile girişimci benlik/kişilik ve kültürel kalıpların oluşmasının önünde, toplumun örgütlenme tarzı büyük bir engel gibi durmaktadır (6).

 

Ancak bugün bambaşka bir Türkiye ile karşı karşıyayız. 1973 yılında ihracatı 1 milyar Dolar’ı geçtiğinde çok büyük sevinç yaşayan Türkiye bulunurken; bugün dünya ticaretinin süratli bir şekilde düştüğü dönemde bile, 100 milyar doların üzerinde ihracatı gerçekleştiren bir ülke konumundadır, Türkiye.

 

Dünya Ekonomik Forumu’nun ‘global rekabetçilik gücü endeksi’ne (Global Competitiveness Index) göre (7);  Türkiye 2005 yılında 71. sırada yer alırken, 2010–2011 yılında 61. sıraya yükselmiştir.

 

Mustafa Özel’in aktardığı hikaye(8) Türkiye’nin bugünkü resmini ortaya koyacak niteliktedir: “Yıllar önce, tanıdığım Kayserili bir aile, şartları son derece müsait bir lise öğretmeniyle evlenmesine izin vermedikleri kızlarını bir tamirci çırağıyla nişanladıklarında çok şaşırmıştık. Sebebini sorduğumuzda, akrabalarından biri şu cevabı vermişti: ‘Çırak ama senayici olacak!’  O gün bu gün, sadece Kayseri'de değil, bütün orta Anadolu'da senayiciler çoğaldı. O kadar ki, dervişler şehri Konya, senayicilikte Kayseri'yi bile solladı. Bu hareketliliğin romanı henüz yazılmış değil. Romanlara da ışık tutacak bilimsel çalışmalar ise pek az.” 

 

 

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoglu’nun Moskova’da yaptığı basın toplantısından önemli notlar aktaran Taha Akyol, 14 Ocak 2005 tarihli Milliyet Gazetesi’nde şunları kaydediyor; “Sovyetler Birliği çöktü, çünkü ekonomiyi yürütecek girişimci orta sınıf yoktu. İkinci Dünya Savası'ndan sonra Almanya ve Japonya süratle toparlandı, çünkü güçlü, girişimci orta sınıfları vardı. Türkiye 1980'lerin basında 2 milyar dolarlık ihracatını bugün 63 milyar dolara çıkardı. Çünkü Türkiye'de de girişimci orta sınıf ekonomiyi çekip çevirecek kapasiteye ulaştı! Hisarcıklıoglu rakamlar veriyor: 1980'lerin basında 2 milyar dolarlık ihracatımızın hemen tamamı tarımsal ürünlerdi. İhracatçılarımızın sayısı bin kadardı. Bugün 63 milyar dolarlık ihracatımızın yüzde 85'i sanayi ürünü; bunun içinde yüzde 15'i ileri teknoloji ürünü. 25 bin ihracatçı şirketimiz, 40 bin ihracatçımız var. Bu sayede bugünkü Türkiye yirmi, elli, yüz sene öncekinden daha müreffeh, daha hür, daha güçlü!”

 

Ayrıca girişimciliğin, müteşebbisliğin dış politikanın önünü açıcı etkisi de bulunmaktadır. Türkiye, müteşebbisleri, okulları, sivil toplumuyla birlikte yani yumuşak gücünü (soft power) harekete geçirerek dış politikasında birçok yeni kanal açmıştır. Örneğin Afrika kıtasıyla daha önce ilgimiz yok gibiydi. Fakat bugün çok şükür neredeyse bütün Afrika ülkeleriyle çok yakınlık içerisindeyiz, daimi büyükelçiliklerimizin sayısı artmış vaziyettedir.

Yakup Kadri “Yaban” isimli romanında Porsuk Çayı kenarında yaşayan köylü tipolojisini anlatırken; ülkenin o tarihteki sosyolojik  resmini de vermektedir:

“Esasen yol uzundur. Köylülere sorarsanız, ‘De - e şuracıkta’ derler, amma (köylülerin de - e şuracıkta)sını bilirim. En kısa ‘de - e’ altı saat sürer.
Bunlarda, zaman mefhumu ile mesafe mefhumundan niçin eser yoktur?
Gün geçtikçe, bu sualin cevabını, kendi kendime buluyorum. Çünkü; bende de, buraya geldiğim günden beri, zaman mefhumu hayli zayıflamıştır. İlk aylar, günlerin adını unutuyordum. Şimdi, ayları birbirine karıştırıyorum ve yalnız mevsimlerin değiştiğini hissediyorum.”(9)

1985 yılında 6.000 kadar olan tescil edilen marka sayısının, 2005 yılında 27.000’e kadar artması; 1985 yılında 14 bin kadar yıllık yeni kurulan şirket sayısının, 2005 yılında 47 bine çıkması; 132 kadar olan yerli patent başvuru sayısının, 2005 yılında 940’a yükselmesi; gelişen KOBİ’ler; sosyo-ekonomik yapıları değişen dinamik Anadolu şehirleri, pro-aktif Türk dış politikası, bütün bunlar,  Türkiye’nin sosyo-ekonomik topografyasında önemli değişimler yaşandığına işaret etmektedir.

Tüm bu rakamlar Yakup Kadri’nin ‘Yaban’ında tarif ettiği zaman ve mesafe mefhumuna sahip olmayan Türk insanının “rasyonelleşme” yönünde zihniyet değişimi yasadığını göstermektedir…

 

 

 

 

(1) Binks, M.-Vale, P. (1990). Entrepreneurship and Economic Change, McGraw- Hill Book Company. sf.119.

(2) Hisrich, R. D. Peters, M. (2001). Entrepreneurship, 5th Ed., McGraw-Hill Higher. sf.9.

(3) 2008 girişicilik raporu, iktisadi girişim ve iş ahlakı derneği. sf. 21.

(4) Nazif GÜRDOĞAN / Yenişafak / 23.01.2011/Rüyası olmayanın projesi olmaz . 

(5) Türk Siyasal Hayatında Bir Muhalif İsim ve Hareket: Prens Sabahattin ve Meslek-i İçtima. Murat Kılıç.

(6) Prens Sabahattin (l965). Türkiye Nasıl Kurtarılabilir.

Keyder, Çağlar (l983). Toplumsal Tarih Çalışmaları.

Mardin, Şerif (l992). Jön Türklerin Siyasi Fikirleri (l895-l908).

(7) http://www3.weforum.org/docs/WEF_GlobalCompetitivenessReport_2010-11.pdf

(8) Mustafa Özel/ Yenişafak /30 Eylül 2007/ Anadolu'da muhacir senayici, girişimci
(9)Karaosmanoğlu, Yakup Kadri (1983) Yaban.

Rasim AKPINAR

1978 Ankara doğumlu olan Rasim AKPINAR, 2000 yılında Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü bitirdikten sonra, 2006-2008 döneminde Amerika Birleşik Devletlerinde Boston Üniversitesi Finansal İktisat bölümünde yüksek lisans yaptı. 2011 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Yönetimi alanında doktora derslerini tamamlamış olup, halen “Yerel Yönetimlerde Stratejik Planlamanın Başarısını Etkileyen Faktörler: İzmir Örneği” isimli doktora tezi çalışmasına devam etmektedir.

 

Çalışma hayatına, 2000 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığında Planlama Uzman Yardımcısı olarak başladı. 2006 yılında “Yerel Kalkınma ve Kurumsal Yapı: Kalkınma Ajansları” isimli uzmanlık tezi ile yeterliliğini verip, üçlü kararname ile Resmi Gazetede yayımlanarak DPT planlama uzmanlığına atandı. 2009 yılında İzmir’de 9 ay İzmir Kalkınma Ajansının DPT Koordinatörlüğü görevini yürüttü. 2011 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğüne İl Müdür Yardımcısı olarak atandı. Bununla birlikte Rasim AKPINAR, İzmir Katip Çelebi Üniversitesine danışmanlık görevini de sürdürmektedir.

 

Kamu yönetimi, bölgesel kalkınma, stratejik planlama, siyaset bilimi gibi konulara yönelik makale ve yurtdışı çalışması bulunan Rasim AKPINAR, ATAUM Avrupa Birliği Temel Eğitim programı, Kamu Yatırımlarında Süreç, AB Proje Planlama ve Döngü Yönetimi Kursu, Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Kursu gibi çeşitli konularda sertifika programlarına da katılmıştır. 2010 Aralık KPDS puanı 91 olup, İyi derecede İngilizce bilmektedir

 

Sn. Rasim AKPINAR Stratejik Yönetim ve Finans Topluluğu Fahri üyesidir.

0
Yorum
Siz de düşüncelerinizi yazınız
Yorum yazmak için üye olmanız gerekmektedir.
 

    

Üye Olmak İstiyorum