BUKET ÖZEN
Boyunuz kaç? 1.60 mı? Tamam. Şimdi hayal edin. Boyunuzun en az iki katı yüksekliğinde biri (bu 3 katı da olabilir), yani en az 3 metre yüksekliğinde biri var karşınızda. Size yukarıdan bakıyor. Siz de kafanızı iyice kaldırıp yukarıya bakıyorsunuz. Boynunuz mu ağrıdı? Kaç dakika böyle durabilirsiniz? Kendinizi ne kadar küçük ve savunmasız hissediyorsunuz değil mi? Hele de bu kişi sizin karşınızda durmuş, elleri belinde veya parmağını dize doğru sallayarak sert bir tonda neyi yapıp neyi yapmamanız gerektiğini dikte ediyorsa... Nasıl hissedersiniz? Zaten küçüksünüz. Şimdi iyice küçüldünüz. Yer yarılsa da içine girsem diye düşünüyorsunuz. Kendinizi Gülliver masalının içinde hissettiniz. Devler diyarında minik bir insan... Üstelik bu devler sürekli size şunu yap, bunu yapma diyor... Sokakta yürürken sizi elinizden tutup çekiştiriyor. Adımlarınızı bu metrelerce uzunlunluğundaki deve uydurmanız gerekiyor. Sizi adeta sürüklüyor. O yürüyor siz koşuyorsunuz. Bu arada size bir şey söylüyor ve koşarken, sürüklenirken aynı anda yukarı bakıp onun ne dediğini anlamaya çalışıyorsunuz. Bu arada ayağınız önünüzdeki taşa takılıyor ve sendeliyorsunuz.
“Önüne baksana, ne kadar dikkatsizsin” şeklinde homurdanmalar eşliğinde tek elinizden sertçe tutup havaya kaldırıyor sizi. Ayaklarınız yerden kesiliyor. Neyse, her nereye gidiyorsanız epey aceleniz var herhalde. Koşar adım devam ediyorsunuz. O da ne! Burası bir çocuk parkı. Rengarenk bir dünya. Salıncaklar, kayaklar, tahtıravalli... Koca devin gevşettiği elinden kurtulup oyuncaklara doğru koşuyorsunuz. Ne harika bir dünya burası! En güzel tarafı da burada sizin boyunuzda başka cüceler de var. Allahım, insanın kendi hizasında birisiyle konuşması, oynaması ne büyük mutlulukmuş. Hiç bitmesin istiyorsunuz. Ama bitecek... Tekrar devlerin dünyasına geri döneceksiniz. Eve döndüğünüzde akşama daha uzun boylu, daha iri yapılı ve daha kalın sesli diğer dev gelecek. Üstelik te bıyıkları var. Kapıdan girer girmez sizi birazcık hırpalayacak, havaya atıp tutacak, mıncıklayacak ve sert bıyıklarını yanağınıza batırdıktan sonra poponuza bir şaplak atıp “hadi şimdi git oyuncaklarınla oyna” diyecek. “Oh! Bunu da atlattık.”Evet, şimdi!O ana gidip, neler yaşadığınıza bir bakalım.İki dev hararetli hararetli konuşuyorlar şimdi. Çoğunu anlamadığınız bir sürü kelime ediyorlar. Herhalde birbirlerine günlerini nasıl geçirdiklerini anlatıyorlar. Sonra uzun boylu bıyıklı dev o televizyon denen aletin karşısına geçiyor ve uzun saçlı dev de her zamanki gibi mutfağına giriyor. Bir an görünmez olduğunuzu hissediyorsunuz. Koca devin etrafında bir kaç tur atıyorsunuz. Boşuna! Televizyondaki haberler denen programa o kadar konsantre olmuş ki... Diğeri desen tabak çanak ve su sesleri eşliğinde çalışırken transa geçmiş gibi. Her zaman acelesi var. Hep bir yerlere yetişmeye çalışıyor gibi... Bu zamanlarda, özellikle de önünde o komik önlük veya elinde o kocaman fırın eldiveni filan varsa ayak altında dolaşmamanız gerekiyor. Çok tehlikeli. Tekrar bıyıklı deve dönüyorsunuz. “Acaba elimdeki oyuncağı şu cam sehpaya vursam bu hipnotize olmuş devin ilgisini çekebilir miyim? Dur bir deneyeyim. Çaaat!” “Yavrum ne yaptın! Neredeyse sehpayı kıracaktın, seni yaramaz! Gel bakayım kucağıma şöyle. Hooop! İşte böyle!”
Oh be! Dünya varmış. Şimdi bu koca adamın göz hizasındasınız. Demek ki neymiş? Bunu sağlamak için oyuncakla sehpaya vurmak gerekiyormuş. Dur bakayım! Hmmmm! Bu devin gözleri güzelmiş. Böyle bana bakarak konuştuğunda çok sevimli oluyor. Bıyıklarını bile çekiştirebilirim. Hiç korkutmuyor artık. Bana doğru eğiliyor. İyice yüzünü yüzüme yaklaştırıyor. Benimle konuşuyor. Ne güzel bir duygu bu! Artık kendimi güvende hissediyorum.
Evet! Kendinizi nasıl hissettiniz? Bir an için çocuğunuzun bedenine girebildiniz mi? Dünyaya onun gözleriyle bakabildiniz mi? İşte Empati... Çocuğumuzu anladığımızı düşünüyoruz. Aslında birçoğumuzun bunu yapamadığını söylesem ne dersiniz?
Çocuğu anlamak için önce dinlemek gerekir. Etkin bir şekilde dinlemek. Empatiyle dinlemek. Beni gerçekten dinliyor ve anlıyor diye düşünmesi ve size güvenmesi gerekir. Bunun için ilk şart göz temasıdır. Muhakkak tüm bedeninizle ona dönerek göz hizasına inmeniz veya onu sizin göz hizanıza getirmeniz gerekir. Bir dönem yurtdışında yaşamıştım. Ortanca kızım orada ana okuluna gidiyordu. O dönemde en çok dikkatimi çeken şey öğretmenleri çok nadir ayakta gördüğümdür. Hepsi çok rahat kıyafetler giyiyor ve devamlı yerde dizlerinin üzerinde veya bağdaş kurmuş şekilde oturuyorlardı. Eğer ayaktaysa ve bir çocuğa bir şey söylemeleri gerekse, bu birkaç kelime bile olsa hemen yere çöküyorlardı. Ayakta iken çocuklarla iletişim kurmuyorlardı. Daha sonra dikkatimi çeken ikinci nokta çocuğun gözlerinin içine bakmalarıydı. Yüzüne değil taaa gözünün içine. Çocukla iletişimi çok iyi kuruyorlardı. O zamanlar ben genç bir anne olarak “neden ben çocuğuma bunlar kadar etkili olamıyorum” diye düşünmedim değil. Şimdi bunun sırrını anlayabiliyorum. Ne demiştik: 1- Göz hizası 2- Göz teması. Daha sonra uyum ve yansıtma geliyor.
Çocukla karşılıklı beden uyumu içinde olduğunuzdan emin olun. Bedeniniz tümüyle ona dönük olsun. Diğer önemli uyum noktası da ses tonu ve konuşma hızı. Çocuğunuzun konuşma hızına göre konuşmanızı ayarlayın ve aynı hızda olduğuna emin olun. Tabii ki ses tonunuzun da onun ki ile aynı yükseklikte olduğunu kontrol edin.
Onu dinlerken bütün iç seslerinizi susturun. Sadece ona odaklanın ve yargılarınızı, öğütlerinizi tavsiyelerinizi bir yana bırakın. Sadece ve sadece dinleyin. Peki, eğer konuşmazsak dinlediğimizi nasıl anlayacak? Arada bir yansıtma yapın. Yansıtma onun söylediği cümleleri belli aralıklarla kendi cümlelerimizle ona geri bildirmektir. Bunu yaparken onun çok sık kullandığı bazı kelimeleri de aynen yansıtırsanız, bu kişi beni gerçekten dinliyor ve anlıyor diyecektir. Bu yansıtmayı yaparken çocuğun duygularını anlamaya ve hissettiği şeyleri aynen ifade etmeye çalışın. Duygulara odaklanın. Örneğin:
- Arkadaşım beni itip kakıyor ve ben ne yapacağımı bilmiyorum. Öğretmene söylesem ispiyoncu diyecek. Söylemezsem nasılsa bu korkak diyecek ve kötü davranmaya devam edecek.
- İkilem içindesin.
- Evet
- Sana ispiyoncu denilmesini istemiyorsun.
- Evet
- Söylemezsen de korkak olduğun için itip kakmaya devam edecek.
- Evet
- Kendini kötü hissediyorsun.
- Evet hem de çok kötü hissediyorum. (Ama seninle konuştuktan sonra çok rahatladım. Artık o kadar kötü hissetmiyorum. Beni tam olarak anlayan biri var bu dünyada. Teşekkür ederim.)
Birçoğumuzun yanlış bildiği bir şey var. Çocuğumuzu dinlerken sürekli onun sorununa çözüm bulmaya, tavsiye vermeye ve kendi engin tecrübelerimizi ona aktarmaya çalışırız. Hayır! Biz hiçbir çözüm önermesek bile o küçüğün kendisini çok iyi dinleyen ve anlayan birinin varlığını hissetmesi yeterlidir. Bu ona özgüven sağlayacak, ve kendi kararlarını verebilme sorumluluğunu geliştirecektir.
Yıllarca öğretmen olarak çalıştım. Empati yeteneğimin farkındayım. Bu yüzden öğrencilerimin çoğu en ufak sorunları olduğunda soluğu benim odamda alırlardı. Evet! O zamanlar bu dinleme işini bilinçsizce yapıyordum. Bunun belli teknikleri olduğunu bilmeden. Öğrencilerin güvenini kazanmam ve onlar üzerinde etkili olmamı Allahın bana verdiği bir lütuf olarak algılıyorum. Bazen bir öğrencim ağlamaklı bir şekilde odama gelir. “Hocam çok zor durumdayım, bana yardım edin” diyerek söze başlar, yarım saat, bazen bir saat konuşur ve şu sözlerle odamdan ayrılırdı. “Hocam gerçekten çok rahatladım, siz olmasaydınız ne yapardım? Kendimi şimdi çok daha iyi hissediyorum.” Çoğu zaman arkalarından bakakalmışımdır. Çünkü hiçbir şey yapmadım. Elle tutulur bir öğüt bile vermedim. Sadece dinledim. Evet sadece dinlediğim için bu iltifatlara maruz kalıyordum. Bazen sık sık sözünü kesip akıl vermeye çalıştığım öğrenciler de olurdu. Ama nedense hiçbir şey demeden sadece dinleme ve yansıtma yaptığım öğrencilerden daha güzel geribildirimler alıyordum. Bizim işimiz akıl vermek değil. Sadece ve sadece dinlemek. İnanın çocuklarımızın en büyük ihtiyacı bu.
Bir başka deneyimimi de kendi kızımla yaşadım. Bu sene SBS sınavına hazırlanıyor ve üzerinde yoğun bir stres var. Aklı çok karışık. Bir gün onu önüme alıp öğrenci koçluğu yapmaya karar verdim. Önce uzun uzun dinledim, yansıtmalar yaptım. Daha sonra onunla birlikte bir günlük ders planı hazırladım. Planı tamamen ona hazırlattım. Bunun nasıl yapılması gerektiğini başka bir yazımda açıklayacağım. Birkaç gün sonra kızımın öğretmeni ile görüştüm. Kızım ona benimle konuştuğunu ve çok faydalandığını söylemiş. Ben de “evet, elimizden geldiğince bir plan program yaptık dedim.” Öğretmen bana şöyle cevap verdi: “Buket hanım Zeynep ders planından ziyade uzun uzun sizinle konuşma bölümünden faydalanmış.” Evet, kızımla sık sık konuştuğumu sanıyordum, ama bu şekilde odaklanarak ve etkin dinleyerek konuşmamışım demek ki. Öğrenci koçluğu vesilesiyle kızım annesinin onu 1 saat dinlemesini sağladı. Bu da onu olumlu etkiledi.
Çocuğumuz gerek küçük olsun, gerek büyük olsun, arada bir onu bu şekilde dinleyelim. Var mısınız? Çocuğumuzun koçu olalım. Sadece dinleyerek, başka hiçbir şey yapmadan empatiyle dinleyerek ona ne kadar çok fayda sağlayacağınıza inanamayacaksınız. Çocuğunuz derdi ve sıkıntısı olduğunda başkalarına ihtiyaç duymasın. Annem veya babam beni tamamıyla anlıyor, yargılamadan dinliyor diyerek size güvensin istemezmisiniz? Hadi o zaman “dinle küçük adam” devri bitti. Artık “konuş küçük adam.”
Buket Özen
Bireysel ve Kurumsal Koç
Gelişim Platformu Stratejik Yönetim ve Finans Topluluğu üyesi dir.
GP'de Düzenlediği Programlar
İnsanları Etkileme Sanatı Semineri
Bireysel Başarı İçin İçsel Koçluk Semineri
Yazıları
Koçluk Nedir?
Öfkeli Devler Diyarı