EMRAH ALTUNTECİM
“Afrika’da Yaşadıklarım”
“Güneş, ışık ve sıcağından yarar sağlamak için kendisine yalvarılmasını beklemez.
Sen de güneş gibi ol, beklenilen iyiliği senden istenilmeden yap.”
-Epictetos-
Yardım etmenin sayısız yolu ve çeşidi olabilir ve bu konu hakkında kütüphaneler dolusu kitap bulabilirsiniz… Yöntemlerin en etkilisi sizin için en kolay ve pratik olanıdır.
Yardımseverlik konusunda dünya tarihine baktığımızda da sayısız örnek görürüz ancak, Üsküdar’daki evinde bizlerle beraber yaşamış ve yaralarımızı sarmış olan hemşirelik mesleğinin öncüsü ve ilk Hemşirelik Okulu’nun kurucusu olan Florance Nightingale’in özellikle biz Türkler için yeri başkadır.
Florance Nightingale hatıra defterinde şöyle der:
”31 yaşındayken hayattan hiç tat almıyor, ölümden başka bir şey arzulamıyordum. Mesut olabilmek için her şeyi denedim, yabancı memleketlere seyahatler, iyi arkadaşlar, her şey ama her şey tamamdı… Fakat,Yarabbim ben ne olacaktım?!”
Florance Nightingale aileden gelen bir zenginliğe sahipti ancak mutlu değildi. Nightingale’i yaşama bağlayan manevi nedenlerin olması gerekiyordu… Aksi taktirde yaşamını sona erdirmeyi bile bir ara düşünmüştü… Kendini Arama ve Kurtarma çalışmasına girişen Nightingale, insanlık için faydalı olmak istiyordu. Zengin, sosyal ve eğitimli bir insan olması onun ruhundaki ihtiyacı dindirmiyordu…
Nightingale şöyle demiştir:
”İnsanlara iyi kalplilikle faydalı olmak gerekiyor. Allah’a hizmet etmenin en iyi yolu O’nun da dediği dibi insanlığa faydalı olmaktır.”
Annesine ve babasına “ben hastabakıcı olmak istiyorum, kimsesi olmayan insanların kimsesi olmak istiyorum” dediğinde reddedilmişti…
1854’deki Kırım Harbi’nde 38 kişilik ekibi ile İstanbul’a gelmiş ve Üsküdar’da bir ev tutarak savaşta yaralanan insanlara karşılıksız olarak yardım etmiştir. İngiltere’deki resmi kurumlardan yardım gelmediği zamanlar hemen hemen hiç uyumadan çalışıyor, bazen hastaların çamaşırlarını kendi elleri ile yıkıyordu. Yaptığı bu fedakârlıklardan dolayı İstanbul halkı para toplayıp kendisine destek vermiştir… Türkler geceleri kalkıp hastaları kontrol eden azize ruhlu bu hanımefendiye “Lambalı Leydi” lakabını takmışlardır.
90 yaşında vefat ettiğinde yakınları Nightingale’in yüzünde yaptığı hizmetlerin huzurunun olduğunu belirtmişlerdir…2
Albert Einstein insanlığa yardımseverlik hakkında şöyle seslenmiştir;
“Sizin gerçek değeriniz, insanlara karşı beslediğiniz hislerle, iş ve hareketlerinizle ve bir de onlara yapacağınız iyiliklerle ölçülür.”
“Kendini Arama Kurtarma Yaklaşımı” adlı kitabımı tamamlandıktan 3 gün sonra eşim ile birlikte birçok gönüllü kuruluşun bir araya gelerek organize olduğu “Afrika Gönüllüleri” ile beraber Afrika’nın en ücra köşelerinden biri olan Nijer’in Teseau Bölgesine gittim. Buraya yaklaşık bir saat mesafedeki Ague’de Türk Hekimleri tarafından çeşitli ameliyatlar yapıldı. Görevlerimden biri de bahçede bulunan ve adeta adak ağaçlarını andıran bizim hastalara ait serumları iplerle bağladığımız, “ Serum Ağacı” adını verdiğimiz ağacın altında yatan hastalarla ilgilenmekti. Benötesi Psikolojisi Derneği Başkanı, Psikiyatr Dr. Mustafa Merter ile beraber hastaların serumlarını takip ettik, gerektiğinde yaralarına pansuman yaptık, onlara manevi destek vermeye çalıştık.
Elimizden geleni yaptık… Seminer öğrencilerimden Şeyma’nın seyahate çıkmadan önce bana verdiği parmak bebekler, balonlar ve minik toplar ile çocukları neşelendirmeye çalıştık. Onlarca aile ile dost olduk…
“Serum Ağacı”
Başlarında beyaz sarık ve bellerinde kılıçla heybetle karşımızda duran Tuareg kabilesinden bu yiğit insanlarla tanışıp onlarla el sıkışarak, gözden gönüle anlaştık… Bu insanlar bizleri beklemişti ve büyük büyük babalarının Osmanlı askerleri olarak Afrika’nın içlerine kadar geldiğini ve köklerinin “Türk” olduğunu hararetle anlatmaya çalışıyorlardı. Göğüsleri önde omuzlar geride ve ağır ağır yürüyorlardı. Yüzleri tamamıyla kapalı ve yalnızca gözleri açıktı. “Osman” adlı Tuareg kabilesinden bir Nijer askeri, Osmanlı İmparatorluğu zamanında atalarının yaptığı yolculuklar ile bu bölgeye geldiklerini anlatırken gözlerimiz doluyordu… Bu insanlar hiçbir maddi beklenti olmaksızın karşılıksız olarak yaptığımız gönüllü çalışmalarımızın karşılığını, atalarının öykülerini bizlerle paylaşarak ve gözlerindeki gülümseme ile vermeye çalışıyorlardı adeta…
“Serum Ağacı” altında saatlerce hastalar ve biz gönüllüler için dua eden, gözleri ışıl ışıl parlayan, o yaşlı ve bilge bakışlı adamı da hiçbir zaman unutmayacağım. Onun yanından geçerken yüreğime gelen heyecan ile, kana bulanmış yere, bu temiz ruhlu insanların toprağına az kalsın yığılıp kalıyordum. Bu insanlar ve biz gönüllüler bu ağacın altında, ihtiyar dudaklardan dökülen duaların ve ameliyat olmuş minicik çocukların iniltilerine karıştığı bu bahçede adeta “bir” olduk… Belki de bir daha hiç göremeyeceğim dostlarımın teslimiyetine şahit oluş ile paramparça oldu kalbim… Kim kime yardım etmiş bilinmez…
377.000 kişiye yalnızca bir doktorun düştüğü bu bölgede çalıştıktan sonra, Kendini Arama Kurtarma Yaklaşımı’nı yaşamımda daha sağlam temellerle oturttuğumu hissediyorum… Kum fırtınaları, elektrik ve su sıkıntısı, yüksek sıtma riski, hijyenik olmayan yaşam koşulları, uzun ve yorucu kara yolculukları, amansız sıcak ve yüzlerce hastanın tedavi görmek için oluşturduğu uzun kuyruklara rağmen, çalışmaya devam eden gönüllülerin gösterdiği kahramanlığı ve fedakarlığı asla unutmayacağım. Afrika Gönüllüleri organizasyonunda büyük emekleri bulunan değerli koordinatörümüz İbrahim Ceylan Beyefendi’nin bir kaza sonucu yaralanan ayağına rağmen, gece gündüz yılmadan çalışması gönüllülüğün ne olduğunu yeniden düşünmemi sağladı.
Bu çalışmalar sonunda, İsviçre’de insan psikolojisi hakkında yirmi beş yıl kadar incelemelerde bulunmuş Psikiyatr Dr. Mustafa Merter’in “Dokuz Yüz Katlı İnsan” adlı kitabından “Hayır Terapisi” adlı bölümden küçük bir alıntı yapmak istiyorum;
“Ruhsal Hastalıkların en ağır safhaları aşıldıktan ve düzelme dönemine girildikten sonra kişi, terapi ekibinden birisi eşliğinde muhtaç kişi ve aileleri de ziyaret eder. Burada önemli olan hastanın elinden geleni verebilmesidir. Sabrı olan sabrından, şefkati olan şefkatinden, parası olan da parasından verir. Ziyaretten sonra kişi yaşadığı duyguları seyir defterine not alır. “Hayır Terapisi” faaliyet alanları maddi menfaat sağlanmadan insanlığa ve dünyaya hizmet veren bütün dernek ve vakıfları kapsar.
Mustafa Merter “Hayır Terapisi” adını verdiği yardım çalışmalarının hayırsevere olan faydasını da şöyle özetliyor:
“Depresyon, nörotik takıntı, kişilik bozukluğu, hatta remisyon halindeki psikozun patoloji balonlarının birer birer patladığı muhteşem bir terapi!
Değerli dostlarım! Lütfen harekete geçmek için beklemeyin! Kendi yardım çalışmanızı başlatın. Boyutları önemli değil. Yardımlaşma konusunda insanlar arasında köprü olmanın zevkini yaşayın!
EmrahAltuntecim
FLO Akademi Müdürü
www.emrahaltuntecim.net
altuntecime@gmail.com
gsm:0532 7305259